Bu sayfayı yazdır
Çarşamba, 10 Aralık 2014 12:57

BARO BAŞKAN YARDIMCIMIZ AV. METE ÖZCAN, YÖNETİM KURULU ÜYEMİZ AV. HİMMET PEHLİVAN VE İNSAN HAKLARI KURUL ÜYELERİMİZ AV. MURAT ÖZCAN VE AV. GÜLŞAH DURMUŞOĞLU İLE BİRLİKTE 10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ NEDENİ İLE BASIN AÇIKLAMASI DÜZENLENMİŞTİR.

BARO BAŞKAN YARDIMCIMIZ AV. METE ÖZCAN, YÖNETİM KURULU ÜYEMİZ AV. HİMMET PEHLİVAN VE İNSAN HAKLARI  KURUL ÜYELERİMİZ AV. MURAT ÖZCAN VE AV. GÜLŞAH DURMUŞOĞLU İLE BİRLİKTE 10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ NEDENİ İLE BASIN AÇIKLAMASI DÜZENLENMİŞTİR.

 

 

                                   10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ’NE DAİR

                                                            BASIN AÇIKLAMASI

 

                                  İnsan haklarının korunması ve güvence altına alınması konusunda tüm Dünyada insanların bilgilendirilmesi, insan hakları bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla Evrensel Bildirge’nin kabul edilişinin yıldönümü olan 10 Aralık, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.

 

                                   İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabulünün 66. yıldönümü olan bu gün, yüzyıllar boyunca süren bir mücadelenin ürünüdür. Bu belge, insanların doğuştan ve eşit bir biçimde sahip oldukları ve tüm dünya devletleri tarafından ortak değerler olarak kabul edilen insan hakları ilkelerini yansıtmaktadır.

                                   Üye devletlerin insanın temel haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğini vurgulayarak daha geniş bir özgürlük içerisinde, daha iyi yaşam koşulları oluşturmaya karar verdiklerini bildirmiş bulundukları beyanname, taşıdığı ilke ve değerler ile insanlığın aydınlık yüzünü temsil etmektedir.

                                  Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal yâda başka bir görüş, doğuş, tabiiyet, servet ya da benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu beyannamede ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde istifade edecektir.

 

                                   Bütün ülkelerin   hükümetleri, insan hakları ihlallerine    meydan vermemeyi  başlıca görev  olarak  kabul  etmek durumundadır. Ancak bu    görev, bütün   kuruluşların,  bütün       insanların işbirliğini gerektirmektedir. Bu çerçeve içerisinde, insan   hakları   bilincinin   ve    insan haklarının  tam   olarak benimsenerek, uygulanması     için  gerekli       sorumluluk duygusunun  toplumda ve bütün  insanlarda    bulunması  büyük    önem    taşımaktadır. İnsan haklarının korunup geliştirilmesi kamu düzeninin, huzurun ve esenliğin de teminatıdır.

 

                                    Başta yaşama hakkı olmak üzere İşkenceye karşı mücadele, ifade özgürlüğü, örgütlenme ve toplantı özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, yargının işleyişi, demokrasinin güçlendirilmesi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, rüşvet ve yolsuzluklara karşı önlemler alınması gibi alanlar, ülkedeki tüm kurum ve kuruluşların işbirliğini gerekli kılmaktadır.

 

                                  Hoşgörü, kardeşlik, sevgi ve dayanışma konusundaki tarihsel birikim ve deneyime sahip olan ülkemiz açısından İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin benimsenmesi ve bu anlamda zihniyet dönüşümünün sağlanabilmesi için sadece mevzuat değişikliğiyle yetinilmemelidir. Yapılan mevzuat değişikliklerinin gerçek hayatta tam anlamıyla uygulanabilmesi ve toplum tarafından benimsenebilmesi için kapsamlı reformlar gerçekleştirilmeli ve bunların uygulamaya eksiksiz yansıtılması gerekmektedir.

                                 Anayasa’nın ikinci maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İnsan Haklarına saygılı olduğu vurgulandığı halde, son dönemde yaşanan gelişmelere bakıldığında, bu ilkenin ortadan kalktığı izlenimi yaratan olayları ardı ardına yaşamakta olduğumuz tartışmasız bir gerçektir.

                          Bu bağlamda, Soma ve Ermenek’te yaşanan işçi cinayetleri gibi ülkenin neredeyse geneline yayılan işçi ölümleri karşısında, gereken caydırıcı idari ve adli yaptırımları uygulamadığı gibi bir de devletin tüm kurum ve kuruluşlarında taşeron işçi çalıştırılması vicdanları sızlatmaktadır.

                           İnsan haklarının en önemli teminatı olan yargı bağımsızlığının ciddi bir tehdit altında olduğunu da kaygıyla gözlemlemekteyiz. Yargının bağımsız olmadığı bir ülkede, insan haklarının güvencesiz kalacağı ve daha kolay ihlal edileceği açıktır.

                              Aynı şekilde herkesin her an makul şüphe gibi muğlak bir gerekçe ile zan altında bırakılabileceği ve hatta özgürlüklerinin çok daha kolay bir şekilde kısıtlanabileceği yasal düzenlemelerin savunulması insan hakları açısından mümkün değildir.

                           Son yargı paketi ile, savunma hakkının temsilcisi ve teminatı olan avukatların dosyayı inceleme haklarının, savcılığın talebi üzerine ve  yargıç kararı ile kısıtlanmaya çalışılması yurttaşların hak arama özgürlüğünün açıkça ihlali niteliğindedir.

                             Öte yandan, barışçıl nitelikli toplantı ve gösterilere yönelik kolluk kuvvetlerince orantısız ve ağır müdahaleler yaşanmakta olup, bu durum uluslar arası kamuoyu tarafından da tepki ile karşılanmaktadır.  Bu hukuka aykırı müdahaleler, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü hakkının açıkça ihlalidir.                      

                       

                             İnsan haklarının vazgeçilmez bir parçası olan düşünceyi ifade etme özgürlüğü ülkemizde yoğun ve sistemli bir şekilde ihlal edilmektedir. Örneğin, Youtube ve Twitter’a erişimlerin keyfi ve hukuka aykırı bir şekilde kısıtlanması ifade özgürlüğüne tahammülsüzlüğün geldiği noktayı göstermek açısından ibret verici bir durumdur.         

                             Cumhuriyet devrimleri ile birlikte laiklik ve kadın erkek eşitliği konusunda çok değerli kazanımlar elde edilmiştir. Ancak son dönemde yaşanan tartışmalar ve gündemlerle bu kazanımların tasfiye edilmeye çalışıldığını üzülerek görmekteyiz. Unutmayalım ki, laiklik ve kadın erkek eşitliğinin tanınmadığı bir toplumsal düzende insan haklarından söz etmek imkan dahilinde değildir.

                    

                             Tüm bu gerçekliğe rağmen, Aydın Barosu olarak biz, insan haklarının daimi savunucusu olacağımızı ve hiçbir ayrım gözetmeksizin yapılan her türlü ihlale en büyük tepkiyi vermekten asla kaçınmayacağımızı, insan haklarının egemen olduğu bir hukuk düzeni kurulana dek mücadele edeceğimizi tüm kamuoyuna bildiririz.

                            İnsan hak ve özgürlüklerinin herkes için tüm yönleriyle korunup hayata geçirildiği bir dünyaya ulaşılması temennisiyle, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Gününü kutlarız. 10.12.2014

                                                                     AYDIN BAROSU BAŞKANLIĞI

Okunma 2947 defa Son Düzenlenme Salı, 14 Nisan 2015 20:39