Bu sayfayı yazdır
Perşembe, 05 Şubat 2015 23:22

İÇ GÜVENLİK PAKETİ DENİLEN TORBA YASA TASARISINA İLİŞKİN BAROMUZUN BASIN AÇIKLAMASI

BASINA VE KAMUOYUNA

                   Kamuoyunda “iç güvenlik paketi” olarak bilinen 132 maddelik yasa tasarısı, 10 Şubat 2015 tarihinde meclis genel kurulunda görüşülecek. Bu yasa tasarısı, polisin silah kullanma yetkisinin genişletilmesinden, savcı kararı olmadan polisin gözaltı yapabilmesine, hakim ya da savcı kararı olmaksızın arama yapılabilmesine, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde atkı, gaz maskesi gibi eşyalar kullananlara getirilen ağır cezalara kadar Anayasa’ya açıkça aykırı olup son derece anti demokratik hükümler içermektedir. Söz konusu paket ile sözde güvenlik adı altında, temel özgürlükler ortadan kaldırılmaktadır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı adeta hiçe sayılmaktadır. Hükümet, en temel özgürlükleri ortadan kaldıran ve Anayasa’yı askıya alan yasa tasarısının yasalaşması sevdasından bir an önce vazgeçmelidir.

                 Mevcut yasal mevzuatımıza göre, kişilerin üstünün ve eşyalarının aranabilmesi için kural olarak hakim kararı, gecikmesinde sakınca olan hallerde ise savcı kararı aranmaktadır.  Ancak, söz konusu yasa tasarısı yasalaşırsa, hakim yada savcı kararı olmaksızın kolluk amirinin emri ile arama yapılabilecektir. Bu, keyfi aramaların önünü açmaktan başka bir şey değildir. Diğer yandan, yine yasal mevzuatımıza göre, kişileri gözaltına alma yetkisi savcılara aittir. Ne var ki, iç güvenlik paketinde öngörülen tasarıya göre, bu yetki savcılara ait olmaktan çıkarılmaktadır. Böylece, suçüstü hallerinde 24 saate kadar, toplumsal olaylarda ise 48 saate kadar, kolluk amirine kişileri gözaltına alabilme yetkisi tanınması öngörülmektedir.  Öte yandan temel hak ve özgürlükleri kısıtlama konusunda mülki idare amirlerine de yetki verilmektedir.  Bu yolla mülki idare amiri Cumhuriyet Savcısının adli yetkisine ortak olarak adli kolluğa suç soruşturmasına ilişkin talimat verme yetkisine sahip olmaktadır. Oysa suç soruşturması ve suçun aydınlatılması yargısal faaliyettir ve bu yetkilerin sadece yargı makamlarınca kullanılması gerekmektedir. Diğer yandan Mülki Amirlerin almış olduğu kararlara uymayanlar hakkında 1 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Böylece suç ve cezaların kanuniliği ilkesi hiçe sayılmakta mülki amirlere suç yaratma yetkisi tanınmakta ve yasama erkinin elinde olan yetki gasp edilerek Anayasaya açıkça aykırı bir düzenlemeye gidilmektedir. Dolayısıyla kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleri de açıkça çiğnenmektedir. Tüm bu değişiklik arzularında hükümetin kastı,toplumsal muhalefeti sindirmek ve önlemektir. Esasen onlar da bilmektedirler ki, söz konusu değişiklikler Anayasaya aykırıdır ve kişi özgürlüğü ile güvenliği hakkını ortadan kaldırmaktadır. Ancak anlaşılmaktadır ki, siyasi iktidar dikensiz gül bahçesi yaratma sevdasıyla, Anayasa’ya uyma ve özgürlüklere saygı gösterme sorumluluğunu hiçe saymaktadır. Anayasa’nın ve özgürlüklerin askıya alınmasını kabul etmemiz asla mümkün değildir.

                  Bilinmektedir ki, polisin silah kullanması sonucu, son dönemde bir çok ölümler yaşanmıştır. Bunca acı ortada iken, iç güvenlik paketiyle polisin silah kullanma yetkisinin genişletilmesi, yeni ölümlere davetiye çıkartmak değil midir? Öngörülen düzenleme ile kolluğun silah kullanımı kolaylaştırılmakta ve orantısız güç kullanımına yasal zemin oluşturulmaktadır. Böylece vatandaşın yaşam hakkını hedef alan ve kolluk kuvvetince uygulanan müdahalelerin sınırı belirsiz bir şekilde genişlemektedir. Vurgulamak isteriz ki, hukuk devleti yaşam hakkını güvence altına alan devlettir. Ne yazık ki, yaşam hakkı, siyasi iktidarca göz ardı edilmektedir.

      Bu yasa tasarısı ile barışçıl bir toplantıya atkı ya da gaz maskesi takarak giden bir kişinin, 3 yıldan 5 yıla kadar cezalandırılması öngörülmektedir. Bununla da yetinmeyerek kolluk kuvvetlerine zor kullanma yetkisi kapsamında kimyasal ve sağlığa zararlı olduğu kabul edilen boyalı suları kullanmak suretiyle vatandaşı fişleme ve adeta insanlık dışı bir muameleyle küçük düşürme hakkı verilmiş olunacaktır. AYRICA GEZİ OLAYLARI SIRASINDA GÖRDÜĞÜMÜZ VE BİZZAT VALİ TARAFINDAN DA TEYİT EDİLEN GERÇEKLERİ HATIRLADIĞIMIZDA, BU YASA TASARISINI MUHALİF HER SESE KARŞI BİR KİMYASAL SALDIRI HAZIRLIĞI OLARAK ENDİŞE İLE DEĞERLENDİRİYORUZ. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine taş, sopa, demir, lastik çubuk, boğma teli, zincir, demir bilye ve sapan ile katılanlar “iki yıl altı aydan” “dört yıla” kadar hapis cezasıyla yargılanacaktır. Alt sınırın dahi bu şekilde belirlenmesindeki kastın hedefteki vatandaşa alt sınırdan dahi ceza verildiğinde ve iyi hal indirimi uygulandığında dahi cezanın 2 yılın üzerinde kalmasını sağlayarak erteleme, HAGB gibi hükümlerden yararlanmasının önüne geçilerek mutlaka ceza evine girmesinin sağlanması olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu ceza hukuku uygulamamızda görülmemiş bir durumdur. Açıktır ki, siyasi iktidar muhaliflerini etkisizleştirme ve korkutma amacı taşımakta ve her türlü toplantı ve gösteri yapma özgürlüğünü yok etmeye çalışmaktadır.

                    İç güvenlik paketi olarak adlandırılan yasa tasarısının özgürlüklerle  yada güvenlikle bir ilgisi yoktur. Çünkü tasarıda öngörülen düzenlemeler yasalaşırsa, kişilerin hukuki güvenliği çok büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Somutlaştıracak olursak; polisin istihbarat amaçlı dinleme yaparken dinleme kararını yirmi dört saat içinde YETKİLİ VE GÖREVLİ HAKİMİN onayına sunması ve hakimin de yirmi dört saat içinde kararı verme zorunluluğu, gecikmesi sakıncalı hallerde hakim kararı açısından 48 saate çıkarılacak böylece hakim kararı olmadan polisin dinleme yapma yetkisi uzatılmış olacaktır. Bu gerçek de suçla hiçbir ilgisi olmayan muhalif bireylerin telefonlarının kolluk tarafından dinlenmesini mümkün hale getirecektir. Suçla hiç ilgisi olmayan yurttaşların mahremiyeti dahi kalmayacaktır. Ayrıca dinlemeler konusunda yetki ve görev Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne bırakılmakta, yani tüm ülkede yapılacak olan dinlemeler konusunda tek bir hakim yetki ve görevle donatılacaktır. Bu durum gerek uluslar arası hukuki ilkelere ve gerekse 5271 sayılı CMK da yer alan usul kurallarına aykırı ve asla kabul edilemez bir düzenlemedir. Hükümet bu iç güvenlik paketiyle önümüzdeki dönemde, kendisine dönük olası tepkileri önleyebilmek ve muhaliflerini etkisiz kılabilmek adına kendi güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.

               Anayasa’ya bu denli aykırı olup, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ortadan kaldıran bu tasarı “İÇ GÜVENLİK PAKETİ” DEĞİL “SİYASİ İKTİDARIN KENDİ GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMA PAKETİ” dir ve derhal geri çekilmesi gerekmektedir. Aydın Barosu olarak; sadece özgürlüklerden ve hukukun üstünlüğünden yana olduğumuzu tekrar vurgular; fiilen otoriter hale getirilmiş devletten “totaliter devlet”e giden bu yolun son derece tehlikeli ve derhal vazgeçilmesi gereken bir yol olduğunu kamuoyuna saygıyla bildiririz. 05.02.2015

                                                                                       Aydın Barosu Yönetim Kurulu

                                                                                                          Adına

                                                                                              Aydın Barosu Başkanı

                                                                                              Av. Gökhan BOZKURT

                                                                                                 

Okunma 1992 defa Son Düzenlenme Salı, 14 Nisan 2015 20:36