Aydın Barosu
Çarşamba, 18 Eylül 2013 00:00

Pazartesi, 16 Eylül 2013 10:38

DUYURU

 

CMK SERTİFİKALI EĞİTİM ÇALIŞMASI

 

CMK  EĞİTİM SERTİFİKASI OLMAYAN MESLEKTAŞLARIMIZ İÇİN;

 

08-09 KASIM 2013 TARİHLERİ ARASINDA PAMUCAK SÜRMELİ EFES OTELDE EĞİTİM ÇALIŞMASI DÜZENLENMİŞTİR.

 

EĞİTİM ÇALIŞMASINA KATILMAK İSTEYEN MESLEKTAŞLARIMIZIN  EN GEÇ 26.09.2013 CUMA GÜNÜNE KADAR, AŞAĞIDA BELİRTİLEN ÜCRETİ İLE BİRLİKTE İSİMLERİNİ BARO YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜNE BİLDİRMELERİ ÖNEMLE DUYURULUR.

 

 

 

 

 

KONAKLAMAYA İLİŞKİN DETAYLAR

 

İki kişilik oda da kişi başı   : 110,00-TL.

Tek kişilik oda  

: 182,00-TL.

İlave yatak

:  85,00-TL.

Dış katılımcı günlük           :  40.00-TL.

(konaklamasız)

 

Otele Giriş              : 08.11.2013 Cuma Günü Saat:10.00’da eğitim başlayacak.

Odaları Boşaltma   : 09.11.2013 Cumartesi Günü En Geç Saat: 12.00

Otelden Çıkış         : 09.11.2013 Cumartesi Günü Eğitim sonu

 

BARO BAŞKANLIĞI - 15.09.2013

Cuma, 20 Eylül 2013 06:55
Cuma, 04 Şubat 2011 13:52

Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü Hakkı, Demokratik Hukuk Devletinin (Anayasa 2. madde) en temel unsurlarından birisini teşkil etmektedir. Bu hak, düşünceyi açıklama özgürlüğü hakkının, en önemli araçlarından biri olma özelliğini taşımaktadır aynı zamanda.

 

Toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkı, Anayasamızın 34. maddesinde güvence altına alınmış durumdadır. Bu hükme göre, “Herkes, önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Diğer yandan bu özgürlük, taraf olduğumuz A.İ.H.S.’nin 11. maddesinde de güvence altına alınmıştır.

Şu önemli gerçeği vurgulamak isteriz ki, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının hangi hallerde serbestçe kullanılabileceği ve hangi hallerde bu özgürlüğe müdahale edilebileceğini tayin etmek için 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa bakmak yeterli değildir. Bunun için, iç hukukumuzun parçası olup, kanunlarımızın üstünde bir konumda olan A.İ.H.S. ve bu sözleşmeyi yorumlayan A.İ.H.M. kararlarına bakmak zorunludur.

Anayasamızın 90. maddesinde, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anılaşma hükümleri esas alınır” denilmektedir. Yani bu hükme göre, tarafı olduğumuz A.İ.H.S. ve bu sözleşmeyi yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları kanunlarımızın üstündedir. Dolayısıyla, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının hangi hallerde serbest olduğu, hangi hallerde bu özgürlüğe müdahale edilebileceğine karar verebilmek için öncelikle A.İ.H.M. kararlarına bakmamız gerekmektedir. Bu, Anayasamızın 90. maddesinin ve bu bağlamda Anayasamızın 2. maddesinde ifadesini bulan Hukuk Devleti ilkesinin gereğidir.

A.İ.H.S. 11. maddesinin ve A.İ.H.M. kararlarının Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin yaklaşımı ise şöyledir : Göstericilerin şiddet eylemlerinde bulunmadığı durumlarda, A.İ.H.S.’nin 11. maddesi ile güvence altına alındığı şekliyle toplantı özgürlüğünün içeriğinin boşaltılmaması için, yetkili mercilerin barış yanlısı toplantılara hoşgörüyle yaklaşması önem arz etmektedir.( Türkiye aleyhine Karatepe ve diğerleri davası ile Serkan Yılmaz ve diğerleri davası) Diğer yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre, Halka açık bir alanda gerçekleşen her türlü gösterinin günlük yaşamın akışını belirli bir ölçüde bozacak karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açması da doğaldır.

Önemli konulardan birisi de şudur: Bir toplantı ve gösteri yürüyüşü için önceden izin alınmamış ya da bildirimde de bulunulmamış olması, ilgili gösteriye müdahale etmek için asla yeterli değildir. Yani böylesi bir durum, ilgili gösteriyi tek başına “kanunsuz” hale getirmemektedir. A.İ.H.M.’ne göre, toplantı ve gösteri için önceden izin alma ya da bildirimde bulunma yükümlülüğünün öngörülmesi, tek başına A.İ.H.S. madde 11’e müdahalenin kabulü için yeterli değildir. Bu konuda, A.İ.H.M.’nin 29.11.2007 tarihli Balçık ve diğerleri davası- Türkiye kararı açıklayıcıdır ve öğreticidir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü hakkına müdahale, mutlaka A.İ.H.S. madde 11/2 de öngörülen meşru amaçlardan birisine dayanmak ve orantılı olmak durumundadır. Bunun için de müdahalenin ACİL BİR TOPLUMSAL GEREKSİNİME dayanması aranmaktadır. A.İ.H.M. kararlarının yaklaşımı özetle budur.( A.İ.H.M. 27.11.2007 Balçık ve diğerleri/Türkiye, A.İ.H.M. 08.12.2009 Aytaç ve diğerleri/Türkiye, A.İ.H.M. 27.05.2010 Biçici/Türkiye davası kararları)

Son zamanlarda gerçekleşen toplantı ve gösteri yürüyüşlerine kolluk kuvvetlerinin yaklaşımını, bu açıklamalar ışığında değerlendirmek gerekmektedir. Henüz, göstericilerin toplanmasına bile izin verilmeden alelacele ve sert bir şekilde dağıtılması hiçbir şekilde hukuka uygun değildir. Yetkili mercilerce, ilgili gösterilerin “kanunsuz” olduğu iddia edilmekle birlikte, aslında göstericilere yapılan müdahaleler hukuksuzdur. Genellikle sorun şundan kaynaklanmaktadır: 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na göre, toplantı ve gösteri için 72 saat önceden ilgili makamlara bilgi verilmesi gerekmektedir. Bilgi verilmemişse, polis göstericileri dağılmaları için uyarmakta, sonra güç kullanarak dağıtmaktadır. Ancak, vurgulamak isteriz ki, A.İ.H.M. bunu kabul etmemektedir. A.İ.H.M.’ e göre, önceden bilgi verilmemesi, barışçıl bir biçimde kullanılan toplantı özgürlüğünün sınırlanması için bir neden değildir. Bu nedenlerle, A.İ.H.M. kamu düzenini bozmayan ve şiddet içermeyen toplantı ve gösterileri yürüyüşlerine polisin müdahalesini toplanma özgürlüğünü düzenleyen A.İ.H.S.’nin 11. maddesinin ihlali olarak görmektedir.

Bildiğimiz üzere, Anayasamızın 11. maddesi uyarınca, Anayasa hükümleri; yasama yürütme, yargı organlarını ve idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Dolayısıyla, Anayasamızın 90. maddesi herkes için bağlayıcıdır.

Türkiye’nin “İleri Demokrasi” olduğunu söyleyen yetkililerin, inandırıcı olabilmek için önce kendilerini ve uygulamalarını eleştirenlere, protesto edenlere hoşgörü ile bakabilmeleri, polisin kanunsuz ve sert müdahalelerini önlemeleri gerekmektedir.

Bu nedenlerle, Toplantı ve gösterileri yürüyüşlerinde, Anayasamızın 90. maddesinin hiçe sayılmamasını ve bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını ve yaşanan hukuksuzluklar, Anayasa ihlalleri karşısında kamuoyunun duyarlı olmasını talep ediyoruz.

AYDIN BAROSU
İNSAN HAKLARI KOMİSYONU

 

Cumartesi, 19 Şubat 2011 19:25

Kamuoyunda torba yasa olarak bilinen tasarı ile hükümet, emekçilere yönelik bir saldırı planı daha ortaya koymaktadır. Bu yasa tasarısı ile “Genel Sağlık Sigortası kapsamının genişletilmesi”, “esnafa kolaylıklar getirilmesi” vb. görünümü altında işgücü piyasası; ucuz işgücü sömürüsü geliştirilerek sermayenin istekleri doğrultusunda yapılandırılmakta ve yıllardır gündemde olan kamu personel rejimi doğrultusunda adımlar atılmaktadır. Bu tasarı ile 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu; 4857 Sayılı iş Kanunu; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu vb. gibi pek çok kanunda yapılan düzenlemelerle, mevcut durumdan çok daha kötü ve geri düzenlemeler öngörülüyor.

 

Bu yasanın amacı, neoliberal politikalar doğrultusunda işverene her türlü kolaylığı sağlarken; emekçilerin ücretlerini düşürmek, engellilerin istihdamını azaltmak, çalışma saatlerini yükseltmek, kamu emekçilerinin sürgüne yollanmasının önünü açmak, belediyelerin taşeronlaşmasını hızlandırmak, işsizlik fonunu kalıcı olarak işverene açmak, esnek çalışmayla iş güvencesini kaldırmak, kamuda kadrolaşmayı ve biat kültürünü yaygınlaştıracak rekabetçi bir anlayışın hakim olduğu bir yapı inşa etmektir. Hükümet, böylece iş hayatından sosyal hayata kadar birçok alanda otoritenin-iktidarın mutlak üstünlüğünü sağlamaya çalışmaktadır.

Torba yasa, çalışma hakkını, sağlık hakkını, sosyal ve ekonomik hakları, toplu eylem ve grev hakkını, sendika hakkını, kadın haklarını, ciddi ölçüde ihlal eden maddeleri, yeni yasakları ve baskıları kapsamaktadır. Bu yasa ile Cumhuriyet tarihinden beri en kapsamlı hak ihlallerinin yaşanması kaçınılmazdır.

• Tasarı ile asgari ücret hesaplamasında belirlenen 16 yaş sınırı 18''e çıkarılmaktadır. Böylece 16 -18 yaş arasındaki 200 binden fazla gencin asgari ücreti 80 TL azaltılmaktadır. Mesleki Eğitim gören ve işyerlerinde çalışan öğrencilerin aldıkları üç kuruşluk ücretler düşürülecektir.

• Kısmi süreli (part time) çalıştığı için sigorta primi eksik yatanlar eksik süreyi 30 güne tamamlamak için kendi ceplerinden ödeme yapacaklar, yapmazlarsa hastaneye gittiklerinde muayene olamayacaklardır. Böylece en temel haklardan olan sağlık hakkı paralı hale getirilecektir.

• Tasarıda 18 -29 yaş arası erkekler ile 18 yaş üstü kadınları istihdam eden işverenlerin sigorta primlerinin işveren tarafından ödenmesi gereken tutarı, işe alındıkları tarihten itibaren İşsizlik Sigortası Fonu''ndan karşılanacak, 30 ve daha yukarı yaşlardaki emekçiler işten atılma tehdidiyle karşılaşabilecektir. "İstihdamı teşvik ediyoruz" denilerek yapılan bu düzenlemeler, yeni işsizler yaratılması ve işsizlik fonunun yağmalanması demektir. Tasarı ile işsizlik fonunun yarısına Bakanlar Kurulu’nun el koyup işverenlere istihdam teşviki olarak vermesinin önü açılacaktır.

• Şirketler kadrolu çalıştırmak yerine, sadece ihtiyacı olduğunda işçi çalıştıracak, kısa süreli çalıştırmanın yolu açılacaktır. Geriye kalan süreyi 30 güne tamamlamak için kendi cebinden primini yatıramayan hiçbir çalışan, ömür boyu emekli olamayacaktır.

• 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu''nda yapılmak istenen değişikliklerle, sözleşmeli ve ücretli çalıştırma gibi esnek ve güvencesiz istihdam, tüm kamu alanında temel politika haline getirilecektir.

• Tasarı kabul edildiğinde memurlar da işçiler gibi başka kurumlara “ödünç” verilebilecek, norm kadro fazlası kamu emekçileri "ihtiyaç fazlası personel" olarak 4/C'' ye geçirilecektir.

• Esnek çalışma; "uzaktan çalışma", "evden çalışma" ve "çağrı üzerine çalışma" biçiminde düzenleniyor. Bu düzenleme, kadınları ev içine hapsederken çocuk ve hasta bakımı yükünü azaltmayarak, toplumsal cinsiyetçi istihdam politikalarını derinleştirecek, çift yönlü sömürüyü yasal hale getirecektir.

• Kadın kamu çalışanlarının doğum öncesi ve sonrası “aylıklı” izinleri, “analık” iznine dönüştürülecektir: Kamu çalışanı kadınlara doğumdan önce ve sonra 8’er hafta aylıklı izin verilmesine ilişkin hüküm, analık iznine çevrilerek ücretli izin dışı tutulmaktadır.

• Yeni personel rejimi "kariyer uzmanlığı" üzerine oturtulacak, ancak sözleşmeli çalışma esas alınacaktır.

• Sözleşmeli çalışanların sendika üyeliğinden bahsedilirken toplu eylem ve greve başvurmaları tamamen yasaklanmaktadır.

• Deneme süresi 2 aydan 4 aya çıkarılacak, karşılığında ücret ödenmeyecektir. İşsizleştirilen milyonlarca gencimizin iş bulma umutlarının sömürülmesi anlamına gelen bu düzenlemeler, işverenlerin hiçbir ücret ödemeden gençleri çalıştırıp, bir kenara atmalarının tüm kapılarını açmaktadır.

• Bu yasa keyfi cezalandırmaların yasasıdır. Memurların sicil amirlerinin değiştirilmesi eliyle vali ve kaymakamların insafına terk edilen çalışanlar, sürgün edilme, işten çıkarılma korkusu ile koşulsuz biat etmeye mecbur edilmektedir.

• Bu yasa, aynı zamanda İl özel idarelerinde çalışan yaklaşık 80 bin işçinin sendikasızlaştırılması demektir.

• Memurlar ''kamu yararı ve hizmet gerekleri'' sebebiyle ihtiyaç duyulması halinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarında 6 ay geçici olarak görevlendirilebileceklerdir. Eğer bu Torba yasa geçerse, sürgünler yasal hale gelecektir.

• Slikozis meslek hastalığı nedeniyle çalışma gücünü en az % 40 kaybeden işçilere, 65 yaş üstü muhtaç, güçsüz ve kimsesizlere bağlanan aylık oranında ödeme yapılması öngörülmekte ve bu mesleki hastalık meslek hastalığı statüsüne alınmamaktadır.

• Engellilerin istihdamı azaltılacaktır. Engelli yurttaşlarımızı sosyal yaşam içine çekme ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi sosyal devletin en önemli görevlerindendir. Oysa söz konusu yasa engellileri özgür ve eşit bir yaşam yerine onları dışlayan adeta yok sayan uygulamaları getirmektedir.

• İş Mahkemelerini ilgilendiren işçi şikâyetlerinde müfettişlik/uzmanlık dışlanacaktır. İş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin bireysel alacaklarına ilişkin şikayetlerini incelemede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüğü memurlarını devreye sokacak olan uygulama, mesleki yeterliliği bulunan iş müfettişleri nezdinde uzmanlığı dışlamaktadır.

Hukuk toplum içindir. Torba yasa ise sermayenin ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Torba yasa halka rağmen sermaye için çıkarılmak istenmektedir.

Tüm bu nedenlerle, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması iddiası ile halkta bu yönde umut yaratarak hazırlanan torba yasanın esasen sağlık hakkının, çalışma hakkının, kadın haklarının, sendikal hakların, sosyal ve ekonomik hakların ihlalini kapsadığından, İnsan Hakları Komisyonu olarak, bu ihlallere yol açacak, işçileri emekçileri gençleri kadınları sermayenin ücretli köleleri yapacak olan torba yasanın hak gasplarına yol açacak maddelerinin geri çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

AYDIN BAROSU
İNSAN HAKLARI KOMİSYONU

 

Cumartesi, 19 Şubat 2011 19:21

Araştırmacı gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun haince katledilişinin 18. yılındayız.

Bu 18 yıl , kalpaksız Kuvvay-i Milliyeci, Atatürk sevdalısı, ülkesinin ve halkının aşığı Uğur Mumcu’yu anarak, onun eserlerinde işaret ettiği ve önceden öngördüğü tehlikelerin bir bir nasıl gerçekleştiğini bizzat yaşayarak geçti.

 

Bu 18 yılın içinde “bunu yapan iç ve dış güçlerin bir bir aydınlatılacağı” konusunda “namus sözü” verenler bu sözlerinin ardında hiç durmadılar. İktidara gelenler her yıl 24 Ocak’ta anma törenlerinde hamasi nutuklar vermekten başka bir görev üstlenmemiştir.

Fakat halkı Uğur Mumcu’yu unutmadı; Aynen Bahriye Üçok’u, Çetin Emeç’i, Ahmet Taner Kışlalı’yı unutmadığı gibi…

Ülkemizin iç ve dış güçlerin işbirliği altında kuşatılmışlığı halen devam etmektedir. İçten tarikatlar, etnik bölücülük ve terör, ekonomik kriz, dıştan sözde azınlık hakları, kültürel haklar sözde Ermeni soykırımı, Kıbrıs, Büyük Ortadoğu Projesi dayatmaları ulusal kimlik ve bütünlüğümüze yönelmiş en büyük tehditlerdir.

Bu 18 yıl boyunca eskiden sağ-sol olarak oynanan oyunun, şimdilerde etnik-dinci-laik kavramları üzerinden oynanmaya başladığını, bu gidişata dur diyecek aydın kesimin de hukuk alet edilerek sindirilmek istendiğine de tanık olduk.

Ulu önder Atatürk’ün dediği gibi “ iç ve dış düşmanlar”’ın iş birliklerini, para kaynaklarını, akıl hocalarının kimler olduğunu, devlet içinde nasıl örgütlendiklerini bir bir yazdığı için Uğur Mumcu susturuldu.

Uğur Mumcu’nun yıllar önce gördüğü tehlikeler bu gün artık “tehlike” olmaktan çıkmış “yakın tehdit” halini almış bulunmaktadır.

Ülkemiz artık bir yol ayrımına doğru hızla götürülmek istenmektedir. Etnik-bölücü siyaset yanında laik devlet yapısına karşı bakış açıklarının nasıl olduğunu bildiğimiz güçlerin işbirliği içinde çalıştıklarını, bu çalışmalarını da özgürlük ve insan hakları kisvesi altında saklayarak Yugoslavya benzeri bir sonu arzuladıklarına çok iyi biliyoruz.

18 yıllık sevgili Uğur’umuzun eksikliğinin nasıl “uğursuzluklar” yarattığını, bunlara dur diyecek halka önder olacak cesur ve vatansever insanlara ihtiyacımızın ne kadar fazla olduğu tartışmasızdır.

Aydın Barosu olarak ülke ve halk sevgisiyle süslenmiş, insan hakları ve demokrasisi tam güvence altında, hukukun üstünlüğü kavramını artık tartışılmadığımız bir Türkiye özlemi içinde sevgili Uğur Mumcu’muzu saygıyla anıyor, hatırasına ve fikirlerine her zaman sahip çıkacağımızı duyurmak istiyoruz.24.01.2011

AYDIN BARO BAŞKANLIĞI

Perşembe, 03 Şubat 2011 06:23

1.12 Eylül 2010 "referandum"unda Anayasa''da yapılan değişikliklerle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) siyasal iktidarın doğrudan ve dolaylı etkisine açık şekilde yapılandırılmıştır.

 

2. Ne yazık ki bu "referandum" öncesinde halkımız Anayasa değişikliklerinin içeriği ve gerçek amacı konusunda bilgilendirilmemiş veya yanlış bilgilendirilmiştir.

3. Sivil toplumu oluşturan hiçbir kesimle uzlaşılmadan alelacele yapılan bu Anayasa değişikliği sonrasında, HSYK, adeta Adalet Bakanlığı''nın bir dairesi haline getirilmiştir. Bundan sonra Yargıtay ve Danıştay da yürütme organına bağımlı kılınmak istenmektedir. Nitekim HSYK kısa bir süre içinde yaptığı tasarruflarla bu kuşkuları doğrulamış ve güven kaybına neden olmuştur.

4. Siyasi iktidar, 2007 yılında hazırladığı yasa tasarısıyla Yargıtay''ın üye sayısının 150 ile sınırlandırılmasını öngörmüştür. Bugün ise HSYK''nın siyasi iktidara doğrudan veya dolaylı şekilde bağımlı hale getirilmek suretiyle yeniden yapılandırılmasından sonra, Yargıtay''ın üye sayısı 250''den, 387''ye, Danıştay''ın üye sayısı 95''ten 15Te çıkarılmak istenmektedir.

5. HSYK''nın açıklandığı şekilde yeniden yapılandırılmasından sonra, bu iki yüksek mahkemenin üye sayısının bir anda, daha önce Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde arttırılmak istenmesinin nedeni, siyasi iktidara bağımlı bir yüksek yargı yaratmaktır.

6. Bilindiği üzere Yargıtay ve Danıştay''a üye seçimi, siyasi iktidara bağımlı hale getirilmiş bu HSYK tarafından yapılacaktır.

7. Yargıtay ve Danıştay''ın üye sayısının artırılmasına gerekçe olarak gösterilen iş yükünün sebebinin, öncelikle, ilk derece mahkemelerindeki ve soruşturma evresindeki yapısal sorunlar olduğu açıktır. Buna rağmen kamuoyu, yanlış bilgilendirilmekte ve yüksek mahkemelerin üye ve daire sayısının artırılmasının tek çözüm olduğuna inandırılmak istenmektedir.Oysa yapılmak istenen, Yargıtay ve Danıştay''ı, iş yükü bahane edilerek, yürütme organına bağımlı hale getirmektir. Yüksek yargının yürütme organına bağımlı kılınması sonucunda, demokrasinin vazgeçilmez şartı olan kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacaktır.

8. Yargıtay''ın yeniden yapılandırılmasında siyasi iktidarın niyetini en açık şekilde ortaya koyan düzenleme, yeni üyelerin atanması ile birlikte Birinci Başkanlık Kurulu''nun kendiliğinden lağvedilmesinin öngörülmesidir.

9. Birinci Başkanlık Kurulu''nun başlıca görevleri, Yargıtay Başkanı, Yargıtay Başsavcısı, Yargıtay daire başkanları ve üyeleri hakkında ceza soruşturması yapmak ve kamu davası açılmasına karar vermek; ayrıca üyelerin hangi dairelerde görevlendirileceğini belirlemektir.

10. Tasarıya göre, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu, yeni üyelerin de katılımıyla yapılacak seçimle yeniden oluşturulacaktır. Böylece siyasi iktidar bu önemli organı istediği şekilde belirlemiş olacaktır.

11. Yeniden yapılandırılmış HSYK eliyle yeniden oluşturulmak istenen Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu''nun dolaylı da olsa bu şekilde siyasi iktidarın etki alanına alınması sonucunda Yargıtay''da, Yargıtay başkanı da dahil olmak üzere, hiçbir yüksek hakimin teminatı kalmayacaktır.

12. Dikkatimizden kaçmayan bir diğer husus ise, siyasal iktidarın Anayasa''ya aykırı bir biçimde, Anayasa Mahkemesi''ni, Yargıtay''ın ve kararlarını iptal etme yetkisi vermektedir, bu düzenleme Yargıtay ve Danıştay''ı işlevsiz KilacaKtır. Ayrıca Direylerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''ne başvuru yapmadan önce Anayasa Mahkemesi''ne bireysel başvuru yapması gerekeceğinden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''ne başvuru yapma hakkı çok uzun yıllar geciktirilerek fiilen yok edilecektir.

13. Referandumla başlandığı iddia edilen demokratikleşme süreci içerisinde, yürütme organı, kendine bağlı bir yargı yaratmaya çalışmak yerine, adil yargılanma ve savunma hakkını hiçe sayan özel görevli ağır ceza mahkemelerini derhal kaldırmak suretiyle yargıda reform çalışmalarına başlamalıdır.

14. Siyasi iktidardan beklentimiz, yargıdaki iş yüküne ve kronikleşmiş sorunlara, barolarla işbirliği içinde gerçekçi çözümler üretmesi; yargının kurucu unsuru - bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvencesi olan avukatların vazgeçilmez konumunun yargının diğer unsurlarınca benimsenmesini sağlaması; bu çerçevede, avukatlara karşı adliye binalarında dahi her gün uygulanan ayrımcılıklara ve çıkarılan anlamsız zorluklara son verilmesini sağlamasıdır.

15. Haklı kaygılarımız, oluşturulmak istenen sisteme yöneliktir. Çünkü hukuk devletinin ve demokrasinin güvencesi, kişiler değil, kurulan sistemdir. Anayasa Mahkemesi ve HSYK''nın bu şekilde yeniden yapılandırılması ve siyasi iktidara bağımlı hale getirilmesinden sonra bu kez aynı yapının Yargıtay ve Danıştay için öngörülmesi, hukuk güvenliğini tamamen ortadan kaldıracak ve telafisi mümkün olmayacak bir tahribat yaratacaktır.

16. Hukukun özgürlükleri güvence altına almadığı bir sisteme demokrasi adını vermek mümkün değildir. Bu yapı gerçekleştiği takdirde, siyasi iktidara yakın olunmadığı sürece hak aramak ve hak almak mümkün olmayacaktır. Bu düzenleme ile artık iktidarın, yani üstünlerin hukuku ve yargısı yaratılacaktır.

17. Hukuki güvenliği tamamen yok edecek, Türkiye''yi hukuk devleti olmaktan tamamen çıkaracak, totaliter bir rejime zemin hazırlayacak böyle bir gidişe karşı koymak ve toplumu uyarmak hukukçuların, baroların ve bütün sivil toplum kuruluşlarının tarihsel bir görevidir.

18.Toplumumuzun, hangi siyasi parti iktidarda olursa olsun, yürütme organının yargı üzerindeki etkisini ortadan kaldıracak, yargının bağımsızlığını sağlayacak yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır. İnsan haklarına, hukukun üstünlüğüne, evrensel hukuk ilkelerine dayalı, toplumsal uzlaşmayı gerçekleştirecek, demokrasinin önündeki bütün engelleri kaldıracak ve sağlıklı bir demokrasi açısından tehlikeli boyutlara gelmiş kutuplaşma ve ayrışmalara son verecek yeni bir anayasa hazırlanması için üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getirmeye hazırız.

19. Biz aşağıda imzası olan baroların yaklaşımı, eleştirmekten öte, kalıcı ve evrensel hukuk ilkelerine uygun çözümler üretmektir. Bu amaçla, yasama ve yürütme organlarıyla ve ilgili bütün kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaya hazır olduğumuzu ilan ederiz.

"Demokrasi adına" yapıldığı ileri sürülen uygulamalarla demokrasimiz telafisi.çok zor zararlara uğramadan ve kişi özgürlüklerimiz tamamen güvencesiz bırakılmadan önce duyarlı kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.

AYDIN BAROSU - ADANA BAROSU - AMASYA BAROSU - ANKARA BAROSU

ANTALYA BAROSU - ARTVİN BAROSU - BALIKESİR BAROSU - BURSA BARASU

ESKİŞEHİR BAROSU - KAYSERİ BAROSU - MANİSA BAROSU - TEKİRDAĞ BAROSU

BİLECİK BAROSU - DENİZLİ BAROSU - GİRESUN BAROSU - KIRIKKALE BAROSU

MUĞLA BAROSU - TUNCELİ BAROSU - BOLU BAROSU - EDİRNE BARASU

İSTANBUL BAROSU - KOCAELİ BAROSU - SİNOP BAROSU - UŞAK BAROSU

 

Salı, 11 Haziran 2013 05:51

{modal href="http://www.aydinbarosu.org.tr/v.1/modules/mod_news_pro_gk4/cache/k2.items.cache.08f61c52357dcc6d2503bfea790efe4d_Lnsp_143.jpg"}TIKLA{/modal}

Pazartesi, 10 Haziran 2013 08:33

C. M. K. FORMLARI

MÜDAFİ GÖRÜŞME FORMU
VEKİL GÖRÜŞME FORMU
DİKKAT ÇOCUK VAR     
   
KOLLUK AVUKAT TALEP FORMU (ŞÜPHELİ)
KOLLUK AVUKAT TALEP FORMU (MAĞDUR/MÜŞTEKİ)
   
EK-3 ÜCRET TALEP FORMU
   
UZLAŞMA MAKALESİ
Pazartesi, 10 Haziran 2013 08:28

C. M. K. ÜCRET TARİFELERİ

2015 ÜCRET TARİFESİ (01.01.2015 - 31.12.2015)
2014 ÜCRET TARİFESİ (01.01.2014 - 31.12.2014)
2013 ÜCRET TARİFESİ (01.01.2013 - 31.12.2013)
2012 ÜCRET TARİFESİ (01.01.2012 - 31.12.2012)
2011 ÜCRET TARİFESİ (01.01.2011 - 31.12.2011)
2010 ÜCRET TARİFESİ (01.01.2010 - 31.12.2010)
2009 ÜCRET TARİFESİ (01.01.2009 - 31.12.2009)
   
EK-3 ÜCRET TALEP FORMU
IP Adresiniz :54.80.157.133
IP Adresiniz kayit altina Alinmistir ..