Perşembe, 01 Eylül 2016 10:48

Adli Yıl Açılış Töreni Gerçekleştirildi.

 

 

 

 

 

AVUKATLAR DEMOKRASİNİN DE TEMİNATI OLAN HUKUK DEVLETİNİN YILMAZ SAVUNUCULARIDIR.

                           

         Sözlerime, bizlere bu açıklamayı öz vatanımızda, kendi  dilimizle yapma olanağı veren, Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk, silah arkadaşları, şehitlerimiz, ebediyete intikal etmiş yargı mensuplarının; ve 15 Temmuz’da, milletimize kurşun sıkan hainlerin kanlı kalkışmasında şehit düşmüş tüm yurttaşlarımızın aziz hatıraları önünde saygıyla eğildiğimi bir kez daha ifade ederek başlamak isterim.  Ruhları şad, mekanları cennet olsun..

         Aydın Barosu olarak, yıllardır hukukun üstünlüğü, demokrasi ve yargı bağımsızlığı mücadelesi vermekteyiz.  Bu mücadeleyi, belki de en zorlu biçimde, FETÖ/PDY  terör örgütünün kumpasları ile yaşanan yargılamalar sürecinde verdik. Devletimizin kurumlarına sızmış bulunan ve yargıyı adeta bir silah olarak kullanan bu örgüte karşı devlet yetkililerini ve kamuoyunu hep uyardık. Bu hain örgütle sürekli mücadele ederken, bazı yargılamalar sırasında bu örgütün militanı gibi davranan savcı ve hakimlerle, kolluk görevlilerinin, meslektaşlarımıza ve barolarımıza karşı fiili saldırılarına maruz kaldık. Yine, hükmettikleri bir kısım medya aracılığı ile avukatları ve baroları kamuoyu önüne adeta kurban olarak atarak, itibarsızlaştırmaya, hatta suçlu gibi göstermeye cüret ettiklerine de hep birlikte şahit olduk.

         15 Temmuz kanlı darbe girişimi gecesinin ilk saatlerinden itibaren, devletimizin hain örgütle mücadelesine ve devletin içinden tüm unsurlarının ayıklanmasına sonuna kadar destek verdik ve elbette vermeye devam ediyoruz. Bu bağlamda; darbe girişimi sonrasında başlayan soruşturmalarda, şüphelilerin adil yargılanma ve lekelenmeme haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini, aksi takdirde soruşturmaların "cadı avı" olarak nitelendirileceğini, suçlu ile suçsuzun birbirine karışacağını ve bundan da en çok bu terör örgütünün yararlanacağını ısrarla ifade ettik. Suçluların  en ağır şekilde cezalandırılması, fakat, kurunun yanında yaşın da yanmaması konusunda Millet ve Devlet olarak tüm insanlarımızın ve kurumlarımızın hemfikir olduğu açıktır.

         Ancak, ne yazık ki bu süreçte  barolarımız ve avukatlar hakkında, üstü örtülü bir karalama başladığını, yargının her türlü rekabete ve kişisel hesaplara araç kılınmak istendiğini kaygıyla gözlemlemekteyiz. Yakın geçmişteki, kumpaslarla açılıp yürütülen davalarda uygulanan hukuksuzlukların hangi amaca hizmet ettiği, nelere yol açtığı unutulmamalıdır. O kumpaslarla yaratılan süreç, özellikle yargı konusunda en kötü örnek olmalı ve bir daha tekrarlanmaması için gerekli dersler çıkarılmalıdır.

         Paralel devlet yapılanmasını, eli kanlı bu terör örgütünü bitirecek, devletin kurumlarından temizleyecek olan en önemli güç, soruşturmaları ve kovuşturmaları yürütecek olan yargıdır. Bu sürecin usul kurallarına uyularak, savunma hakkı, adil yargılanma hakkı  ve masumiyet karinesi sonuna kadar korunarak yürütülmesi gerekmektedir. Aksi halde, suçlunun suçsuzdan ayırt edilebilmesi imkansız hale gelecek, üzerine şaibe düşecek yargılamalar sonunda verilen kararlar söz konusu olduğunda ise,  bu sadece hain teröristlerin işine yarayacaktır.

         Bilindiği üzere, şüpheli ifadeleri kolluk görevlileri ve Cumhuriyet Savcıları tarafından alınmakta, tutuklama taleplerinde ise sorgu Sulh Ceza Hakimleri tarafından yapılmaktadır. Özellikle sorguda avukat bulunması yasal bir zorunluluk olup, avukatı olmayan şüphelilere Emniyet Müdürlükleri, Cumhuriyet Savcılıkları ve Mahkemelerden gelen talepler üzerine Baro Başkanlığımız tarafından nöbet listesine uygun olarak avukat görevlendirmesi yapılmaktadır. Bu uygulama her zamanki rutin uygulamadır ve yasa gereği yapılmaktadır. Talebe rağmen görevlendirme yapılmaması Baro Yönetim Kurullarının, verilen görevi yerine getirmeme halinde ise görevlendirilen avukatın cezai sorumluluğu doğmaktadır.  Bu yasal gerçeklik ve savunma hakkının düşmanlarımız için dahi kutsiyeti karşısında, suçlunun suçsuzdan ayrılması ve adil yargılanma hakkı tanınarak sonuca ulaşılabilmesi için avukata ihtiyaç bulunduğu açıktır.  Avukatsız ifade ve sorgulamaların yasal olarak mümkün olmamasına rağmen kamuoyunda, görev yapan avukatlar aleyhinde bir algı oluşturulduğu ve hatta baskı yapılmaya çalışıldığı gözlemlenmiştir.

         Bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar, tıpkı iddiada bulunan Cumhuriyet Savcısı gibi, tıpkı hüküm veren hakim gibi bu süreçte de, her süreçte de yargının bir parçasıdır ve sadece görevlerini yapmaya çalışmaktadır. Bu sebeple, bizler gibi tüm ülke kamuoyunun dikkatle takip ettiği bu zor süreçte hem Barolar hem de kendilerini savunmanın kutsallığının idraki ile mesleğine adamış avukatlarımızın, işleyen yargısal süreçlerdeki varlıklarını ve önemlerini tekrar vurgulayarak, adaletin her zaman, herkese gerekli, vazgeçilemez ve örselenemez bir müessese olduğunu kamuoyu önünde bir kez daha vurgulamak isterim.

         Dün hangi noktada isek, bugün de aynı noktadayız. Kanlı darbe girişimi ile, ne kadar tehlikeli,  halkına kurşun sıkıp, Meclisimizi bombalayacak kadar alçak olduklarını Milletçe gördüğümüz bu yapıya dün de, bugün de Fetö Terör Örgütü diyen Aydın Barosu avukatlarına ve ülkedeki tüm meslektaşlarımıza yapılan her türlü baskıyı reddediyoruz. Avukatlar savunma ve adil yargılanma hakkının teminatı olmaya devam edecek, onurla taşıdıkları cübbenin hakkını vereceklerdir. Hiçbir avukatımızın, savunmasını üstlendiği şüpheli ya da sanıkla özdeşleştirilerek toplumun önüne adeta suçlu gibi atılmasına izin vermeyeceğiz. Herkesin bir gün avukata ihtiyacı olabileceğinin en güzel örneğini yaşadığımız bu günlerden gerekli derslerin çıkarılarak, meslektaşlarımıza hak ettikleri saygının gösterilmesinin bir lütuf değil mecburiyet olduğunu hatırlatırız. Bu noktada; meslektaşlık bilincini ve hukukun üstünlüğünü içselleştirerek birlikte adalet için mesai yaptığımız Sayın Cumhuriyet Başsavcımıza ve Sayın Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanımıza gönülden teşekkürlerimi sunarım. Zaman zaman yaşanan bireysel sebepli sıkıntıları bundan sonra da birlikte çözeceğimizden hiç kuşkum yoktur.

         Darbelerin karşısındaki en büyük gücün, büyük Türk Milleti ile birlikte, demokrasinin de teminatı olan hukuk devletinin yılmaz savunucusu avukatlar olduğunu yineleyerek, herkesin adil yargılanma hakkı için avukatların görev başında olduğunu, yargı görevini yapmasına engel olanlar hakkında gerekli yasal işlemlerin başlatılacağını belirtmek isterim.

         Sürekli vurgulamak zorunda kaldığımız “hukukun üstünlüğü” ve “adalet”  kavramlarının, bir devlet ve millet için ne anlama geldiği, umarız, en azından bu hain, aşağılık ve sefil kalkışmadan sonra anlaşılmıştır. Milletimize ve demokrasimizin mabedi olan yüce meclisimize saldıracak kadar alçaklaşabilen kişiler, o makam ve mevkilere, hukuk ayaklar altına alındığı için gelebilmişlerdir. Sadece Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde, verilen hukuksuz kararlarla zindanlara atılıp, ordudan uzaklaştırılan vatan evlatlarının yerine gelen vatan hainlerinin yaptıkları, sanırım bunu herkese göstermiştir. Yine; liyakat yerine bir cemaat mensubu olmanın kapıları açması, hukuk ve adalete açılan bütün kapıların da kapanması demekti. Hukuk çiğnenerek, hakkaniyet ve adalet kavramları alt üst edilerek, çalınan sorular, şifreler ve vicdanların asla kabul etmeyeceği başka yöntemlerle  göreve getirilen hakim, savcı ve polislerin devletimizi nasıl işgal etmeye kalktığına hep birlikte içimiz yanarak şahit olduk.

         Şimdi yaraları sarma vaktidir. Yargıyı cemaat, cemiyet, tarikat, siyaset ve her türlü gruptan arındırarak, bağımsız ve tarafsız yargımızı inşa etmek, en başta biz hukukçuların boynunun borcudur. Devletimize , milletimize ve Cumhuriyetimize yönelmiş bu tehlikeyi de hep birlikte  bertaraf edeceğiz. Bunu hamasi sözlerle yapmamız mümkün değildir. Başta laiklik olmak üzere, Atatürk’ün koyduğu ilkelere sımsıkı sarılarak, hukuka inanıp, bütün samimiyetimizle çalışarak bunu başarabileceğimizi ve ancak bu şekilde çocuklarımıza güzel bir ülke bırakabileceğimizi ifade etmek isterim. Ulu önderin en güzel şekilde ifade ettiği gibi “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” .  Birbirimize sarılarak, gidecek başka bir yerimizin olmadığı bilinciyle, altında kefensiz yatan sayısız şehidimizin kanıyla sulanmış vatanımıza, bizlere ana sütü kadar helal olan Anadolu’ya sımsıkı yapışarak yaşayabileceğimizi ve yaşatabileceğimizi artık bilmek zorundayız.

         Adli Tatil boyunca, tatil yapamadan, dinlenemeden çalışmak zorunda kalan Cumhuriyetin Savcılarını, Türk Milleti adına karar veren hakimlerimizi, hükümlerin meşruiyetinin olmazsa olmazı, adil yargılanma hakkının teminatı avukatları, adliye çalışanlarını ve emniyet mensuplarımızı buradan saygıyla selamlıyorum. Sadece devletin değil, güzel olan her şeyin temeli olan adalet uğrunda, yeni adli yılda da, ara vermeden yapacakları çalışmalarda, tüm yargı mensuplarımıza kolaylıklar ve başarılar diliyorum. Çok yorulacak, ama asla yılmayacağız. Gerekirse gözlerimiz kör olana kadar okuyacak, ama suçsuzu suçludan en kısa sürede  ayırt edeceğiz. Vatana ihanet eden suçluların ve milletimizin düşmanlarının, aldıkları cezalarla kahrolmasını sağlarken, masum vatandaşların adliyeden ve adaletten, dolayısı ile en temel hakları olan özgürlüklerinden emin olmaları gerektiğini hiç bir zaman unutmayacağız. Vurgulamak isterim ki; bunu yapmak hukukçu namusunun ve şerefinin en temel gereğidir.

         Bir dahaki adli yıla bomba ve mermi sesleri ile değil, gülen çocuklarımızın sesleriyle, kan ve gözyaşı ile değil, mutlulukla girmek dileğiyle; tüm yargı mensuplarımızın adli yılını kutlayarak, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarken, sözlerime, iyi anlaşılması dileğiyle, yine ulu önderin bir sözüyle son vermek istiyorum: Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz. 

Aydın Barosu Yönetim Kurulu

Adına Baro Başkanı

Av. Gökhan BOZKURT

Okunma 1848 defa Son Düzenlenme Perşembe, 01 Eylül 2016 12:29