Salı, 01 Kasım 2016 13:21

AYDIN BAROSU BU TABLOYU SUSARAK İZLEMEYECEKTİR

15 Temmuz kanlı kalkışmasından önce de, sonra da, devletimizin içerisine sızan Fethullah Gülen Terör Örgütünün karşısında, hiçbir cemaat ya da başka yapının sızmaması gereken demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin tarafında olduğumuzu belirten Aydın Barosu olarak; bu kanlı örgüte karşı başlatılan mücadelenin ve demokrasimizin yanında yer alırken, uyarılarda bulunmayı da hep görev bildik.

Mücadelenin hukuk sınırları içerisinde yapılmasının zorunluluğunu, geçmişten örnekler vererek belirttik. Anayasamızda yer alan Olağanüstü Hal yönetiminde dahi temel hak ve özgürlükler, masumiyet karinesi ve savunma hakkının kutsallığı ile, bunların yerine getirilebilmesi için bağımsız savunmanın ve onu temsil eden avukatların görevlerini yapabilmelerinin önemini defalarca, usanmadan anlattık.

OHAL sürecinin başından bu yana KHK’larla yapılan, endişeyle izlediğimiz düzenlemelerin, 675 ve 676 sayılı son iki KHK ile zirveye ulaştığını; buna karşılık, hukuk devletinin ve bir hukuk devletinde olması gereken hemen her şeyin dibe vurduğunu üzülerek görmüş bulunuyoruz.

Sürecin en başında, bizzat Başbakan Yardımcısının AİHS’nin askıya alındığına dair sözlerinin dil sürçmesi değil, gerçek olduğuna, OHAL’i uzun süre uygulamayı düşünmediklerine dair sözlerinin ise gerçek olmadığı anlaşılmıştır.

Devletin en tepesinden başlayarak ifade edilen; at izinin it izine karıştığı, kurunun yanında yaşın yanmaması gerektiği şeklindeki söylemlerin ardından, bunun gereğinin yapılmasını beklediğimizi, dilimizde tüy bitene kadar ifade ettik. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından yüzümüze “Baro Başkanlarının müsterih olması, zira Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu ve öyle de kalacağı” söylenmiş olmasına rağmen, artık hiçbir şekilde müsterih olmadığımızı bildiriyoruz. Zira, Türkiye Cumhuriyeti bugün getirilen noktada artık bir kanun devleti bile değildir.

Hain örgütün kanlı darbe girişiminde, halkımızı en derinden yaralayan saldırı, demokrasinin kalbi olan Gazi Meclisimizin bombalanması olmuştu. Baro Başkanları olarak gidip, yerinde, içimiz acıyarak gördüğümüz bombalanmış meclis manzarası hala gözlerimizin önündedir. Oysa, ne hazindir ki, artık ortada ne yüce Meclis, ne de meclisi oluşturan milletin vekillerinin iradesi kalmıştır. Anayasa ve yasalar  yok sayılıp, ülke KHK devleti şekline büründürülmüşken, milletin vekilleri parlamenter sistemin yok sayılışını sadece izlemekle yetinmektedir. Unutulmamalıdır ki, bu yüce Millet canı pahasına sokaklara akarken, kendi iradesinin temsil edildiğini düşündüğü o meclise ve demokrasiye sahip çıkmış, bunun için kanının dökülmesinden dahi çekinmemiştir.

Sadece Fetö/PDY değil, PKK başta olmak üzere terör estiren örgütler sivil, asker ve  polislerimizin kanını dökmeye devam etmekte, her gün sayısız  şehit haberlerinin ulaştığı evlerden yükselen anaların, babaların feryatları yürekleri dağlamaktadır. Böyle bir ortamda, Hükümet tarafından kendilerinin bu şekilde göreve devamı halinde ülkenin bölüneceği ifade edilebilmekte, başkanlık sistemi geldiği takdirde her sorunun biteceği ileri sürülmektedir. Bir kere daha söylüyoruz: Terör dahil olmak üzere bütün sorunların çözümü başkanlık sistemine değil, demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin inşasına ve uygulanmasına bağlıdır. Kendisini yok sayan bir meclis ve kendisini inkar eden bir hükümet şekliyle hukuk devletinin ayakta durması elbette mümkün değildir. Herkes silkinip kendine gelmeli, ettiği yeminin ve görevinin gereğini yerine getirmeye başlamalıdır. Yoksa, çıplak gözle dahi görüldüğü üzere, ülkemiz felakete doğru yol almaktadır.

Bizler bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar adına söz söylerken, aslında, kim olduğuna ve isnat edilen suça bakmaksızın herkesin, yani halkımızın savunma ve adil yargılanma hakkını haykırmaktayız. Dün bu hakkı vatan evlatlarına tanımayarak zindanlara dolduran ve hep hükmedeceğini düşünerek, yargıyı bir silah gibi kullanmaktan çekinmeyenlerin bugünkü akıbetleri ortadadır.

Onbinlerle ifade edilen şüphelilerin hangilerinin suçlu, hangilerinin suçsuz olacağına hükmetmesi gereken, Türk Milleti adına karar verme yetkisine sahip bağımsız ve tarafsız yargıçlar olmalıdır. Evrensel ve Ulusal tüm hukuk kurallarının da, ilkelerinin de gereği budur. Özellikle son iki KHK ile, yasalarda da değişiklik yapılarak, avukatlık mesleği ve dolayısıyla savunma hakkı adeta yok edilmeye çalışılmıştır. Yargılamada avukat sayısının sınırlandırılması, avukatsız yargılamaya devam edilebilmesi, avukatın müvekkiliyle görüşmelerinin kayıt altına alınması, şüphelilerin avukatla görüştürülmemesi, henüz bir yargı kararı yokken avukatın mesleğini yapmasının engellenebilmesi ve Mahkemenin beğenmediği avukatın görevine son vererek barodan yeni bir avukat istemesi, yani aslında, adeta kendisi baronun yerine geçerek bu yetkiyi gasp etmesi gibi hükümler çağdaş dünyanın sahip olduğu akıl ve mantıkla izah edilemeyecek düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerden sonra, artık bir tek vatandaşın dahi hukuk güvenliği kalmamıştır.

Avukatlığın, yani savunmanın tarihine bakıldığında, hep ileriye, uygarlığa ve aydınlanmaya doğru gittiği, yalnızca Ortaçağ’da, kazanılan bütün haklar yok edilerek savunmanın ortadan kaldırıldığı görülür. Zira, o karanlık dönemde delilden sanığa gitmekten vazgeçilmiş, sanıktan delil yaratılmaya çalışılarak, savunmasız hükümler verilmiştir. Ne yazık ki, Cumhuriyetimizin 93. Yıldönümünde çıkarılan son iki KHK ile ülkemiz de bu anlamda Ortaçağ karanlığına geri dönmüştür. Bu noktada hiçbir avukatın görevini yapmasına olanak kalmamıştır. Bu , 21. Yüzyıl Türkiyesi’nde hukuk adına, hak ve özgürlükler adına bir utanç tablosudur. Bilinmelidir ki, Aydın Barosu  olarak bu tabloyu susarak izlemeyeceğiz.

Aydın Barosu Yönetim Kurulu Adına
Baro Başkanı Av. Gökhan Bozkurt
Okunma 1864 defa Son Düzenlenme Salı, 01 Kasım 2016 13:24

IP Adresiniz :54.158.21.160
IP Adresiniz kayit altina Alinmistir ..