Pazartesi, 03 Eylül 2018 09:06

2018-2019 Adli Yıl Açılış Töreni

Adli yıl açılış töreni bugün Baro Başkanımız Av. Gökhan Bozkurt, Adli Yargı Komisyonu Başkanı Erhan Yıldırım, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Emin Kamil Özalp, Hâkim, Savcı ve Avukat meslektaşlarımızın yoğun katılımıyla Atatürk Anıtına çelenk konulup, saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunmasının ardından yapılan konuşmalarla gerçekleştirilmiştir. Baro Başkanımız Av. Gökhan Bozkurt'un törende yapmış olduğu konuşma metni aşağıdadır.

Sayın Başsavcım, sayın Adalet Komisyonu Başkanım, değerli meslektaşlarım, adliye çalışanlarımız, basınımızın kıymetli temsilcileri;
Bugün Adli Yargı Yılı Açılış Törenimizi gerçekleştirmek için buradayız. Tüm yargı mensuplarımızın, yorucu geçeceğini baştan bildiğimiz yeni yargı yılına, adli tatilde dinlenme fırsatı bulmuş olarak giriyor olmalarını umut ederek ve yargının üç kurucu unsurunun yine bir arada bu töreni gerçekleştirmesinden duyduğum memnuniyetle sözlerime başlamak istiyorum. 
Biz yargı mensupları yeni bir adli yıla girerken, yüzden fazla hukuk fakültesi de, üniversite sınavında ilk 190.000’ e giren tercih sahipleri arasından kabul edilen 16.000 yeni hukukçu adayının kayıtlarına başlamış bulunuyor. Bu, halen avukatlık sınavı bulunmayan ülkemizde, önümüzdeki 4 yıl içerisinde avukat sayısının yüzde elli civarında artarak, en az 150.000’i bulması anlamına gelmektedir. Halkımızın hukuk güvenliğinin bağlı olduğu kıstaslardan biri olan hukukçu kalitesinin giderek düzelmesi yerine, giderek yok olması anlamına gelen; avukatlığa sınavsız girişin, hakimlik ve savcılığa ise sınava rağmen başarıyı hiçe sayan mülakatlarla girişin hala düzeltilmemiş olmasının, önümüzdeki on yıllar için yargı ve adalet adına en büyük kaygılarımızdan biri olduğunu ifade etmek isterim. Yetersiz hukuk fakültelerinin derhal kapatılmasını, ihtiyaç sayısının kat kat üstünde hukuk öğrencisi yerine, asıl ihtiyacımız olan hukuk hocalarının yetiştirilmesini, bir an evvel avukatlık sınavının getirilmesini, hakimlik ve savcılık mesleğine alımların ise en yüksek puanı alanlar arasından, liyakatten başka hiç bir kıstas gözetilmeksizin yapılmasını yargımızın ve ülkemizin bekası adına bir kez daha talep ediyorum.
Yeni adli yıla girerken, getirilmek istenen “yargıda hedef süre uygulaması”ndan başka, çalışma koşullarımızı düzeltecek ve vatandaşın adalete erişimini kolaylaştıracak herhangi bir düzenleme ortada görünmemektedir. Bahsedilen uygulamanın ise, hakim ve savcılarımız üzerinde süre baskısı yaratmaktan başka bir işlevi, dolayısıyla yargılama faaliyetlerine olumlu bir etkisi olmayacağı endişesini taşımaktayız. Geciken adalet elbette adalet değildir. Vekilliğini üstlendiğimiz vatandaşlarımız adına, yargıdaki gecikmeleri, adil yargılanma hakkının ihlali boyutuna varan, makul süreyi aşan soruşturma ve yargılamaları en yüksek sesle ve yıllardır dile getiren savunma makamı olarak, bu noktada heyecana kapılmak yerine, objektif bir değerlendirme ile endişelerimizi dile getirmek hukukçu namusu adına borcumuzdur. Evet, geciken adalet adalet değildir. Ancak, acele ve öngörülmüş süre telaşı ile verilecek fakat adalete aykırı kararlarla da adaletin sağlanması kesinlikle mümkün olmayacaktır. Bu konuda alınacak kararların, hakimlerimizin ve cumhuriyet savcılarımızın üzerinde baskı yaratmayacak bir şekilde verilmesini yürütme erkinden, bu tip düzenlemelerin gündeme gelmesine sebebiyet vermeyecek duyarlılığı ise, yargının her üç ayağından da beklediğimizi buradan ifade etmek isterim.
Bu Adli Yıla da, ne yazık ki, Türkiye’deki tek eski adliye binası olan binamızda giriyoruz. Hakim ve savcılarımızın yetersiz büyüklükteki odalarda ve yetersiz fiziki koşullarda çalışmak zorunda kaldığı, adliye çalışanlarının aynı sorunları yaşayarak çalıştığı, duruşma salonlarının dahi ortak kullanıldığı; son olarak, Aydın Barosu’na kayıtlı 1200’e yakın avukatın yalnızca 53 kişilik oturma kapasitesine sahip üç bekleme odasına sığmaya çalıştığı, dışarıdan gelen meslektaşlarımızla birlikte, doğal olarak bu odalarda yer bulamayan avukatlarımızın koridorlarda veya adliye önünde ve üstelik ayakta, saatlerce duruşma beklemek zorunda kaldığı bir köhnemiş

adliye binasında adalet hizmeti vermeye çalışacağız. En büyük ihtiyacımız olan yeni adliye binasını Aydın’ımıza kazandırmak için, Aydın’da ne kadar süre ile görev yapacakları belli olmadığı ve Aydınlı olmadıkları halde büyük çaba sarf eden, Başsavcımıza ve Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanımıza huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç biliyor, bu güne kadar görmediğimiz aynı duyarlılığı Aydınlı siyasetçilerden ve Adalet Bakanlığından da beklediğimizi bir kez daha ve üstüne basarak yineliyorum. 
Adalet dağıtmak üzere, yeni adli yılda devam edeceğimiz mücadele yalnızca ve elbette hak aramak için bizlere gelen vatandaşlarımız içindir. Bu noktada ifade etmek istediğim önemli birkaç husus vardır. Peşin harçlar ve yargı avansları, yaşanan ekonomik krizle birlikte iyice katlanılamaz boyuta ulaşmış olup, bir çok vatandaşımız yalnızca bu sebepten ötürü dava açmaktan vazgeçer hale gelmiştir. Bu, ülkemizin uzun zamandır süregelen acı bir gerçeğidir. Yine; hiçbir şekilde masraf yapma ve bir avukat yardımından faydalanma imkanı bulunmayan yurttaşlarımız için sunduğumuz adli yardım hizmeti kapsamında görevlendirdiğimiz avukatlara, bu hizmetleri nedeniyle ödenmesi gereken asgari avukatlık ücretlerinin, bakanlık tarafından görmezden gelinerek, ihtiyacın altında ödenek gönderilmesi nedeniyle en az bir yıl sonra ödenebildiği bilgisini üzülerek paylaşıyorum. Angarya anlamına gelen ve yasak olan bu çalışma şeklinin artık ve derhal sona ermesi gerekmektedir. Bunun için yapılacak iş bellidir. Verilen adli yardım hizmetinin karşılığı olarak, birikmiş alacakların tutarı kadar para hemen barolara aktarılarak, önce meslektaşlarımın gecikmiş hakları ödenmeli, bundan sonrası için de düzenli ve yeterli ödenek gönderilerek, zamanında ödemelerin yapılabilmesi sağlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin yeterli kaynağı ve gücü bunun için fazlasıyla vardır. 16.000 yeni hukuk fakültesi öğrencisi yetiştirmeyi planlayan yetkililerin, büro kapatma noktasına gelen, özellikle genç meslektaşlarımın sesine kulak vermesini, adli yardım ücretlerinin zamanında ödenmesinin yanı sıra, CMK kapsamında sunulan zorunlu müdafilik ve vekillik hizmetlerinin karşılığı olan ödemelerin de artık Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde yer alan ücretler seviyesine yükseltilerek ödenmesini bir kez daha talep ediyorum. Yine, yargının üç kurucu ve eşit ayağından biri olan savunma makamında görev almak üzere avukatlık stajına başlayan genç arkadaşlarımın, para kazanmalarının yasak olduğu bir yıllık staj dönemleri boyunca, hiçbir farkları olmayan hakim ve savcı stajyerleri gibi maaşla desteklenmeleri gerekmektedir. Avukatlar ya da stajyer avukatlar, çağdaş ve demokratik bir hukuk devletinde asla yargının üvey evladı olamazlar. Bu orta çağ anlayışından bir an önce kurtulmak için gereği hemen yapılmalı, ruhsat harçları ve yeşil pasaport hakkı gibi hususlarda da olması gereken eşitlik sağlanarak, yargı mensupları arasında hiçbir ayrım ve ayrıcalık bırakılmamalıdır. 
Anayasamıza göre kanunla düzenlenmesi gerektiği halde , baroların denetlenmesini denetlemeden başka bir boyuta vardırarak baskı unsuru haline getiren Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin geri alınarak bu aykırılığa son verilmesini hukuk devleti ve bağımsız savunma adına beklediğimizi de ifade etmek isterim. 
Son olarak; SEGBİS uygulamasının ceza yargılaması hukukunun tüm ilkelerine aykırı ve savunmayı yok edecek şekilde kullanılmasına bir son verilmesini, savunmayı hiçbir şekilde engellemeyen mahkemelerimizi ayrık tutarak, tüm mahkemelerimizden beklediğimizi, 21. Yüzyılda görev yapmaya çalışan avukatlar adına üzülerek ve hicap duyarak tekrarlamak zorundayım. Bu konuda; henüz 1. Yüzyılda “Bir duruşmada tek tarafı dinleyerek verilen karar doğru olsa bile, hiçbir zaman adil olamaz.” Tespitini yapan Seneca’nın meşhur cümlesini tüm hukukçulara hatırlatmayı bir borç olarak görüyorum.

Savunmanın olmadığı yerde verilen her hüküm gayrımeşru olacaktır ve Türk Yargısı asla bu zan altında bırakılmamalı, çağdaş ve evrensel ceza yargılaması hukuku ilkeleri yargının tüm bileşenleri tarafından, sonuna kadar hep birlikte savunulmalı ve uygulanmalıdır. Yine, meslektaşı olan avukata hak ettiği saygıyı gösteren, karşılıklı nezaketi mesleki yaşam biçimi haline getirmiş hakimlerimizin aksine, hala duruşma zaptını dahi, görevini yaparak duruşmada hazır bulunan avukatlara vermemekte direnen birkaç hakimin varlığını görmekten hicap duyduğumuzu da üzülerek ifade ediyorum. Yargı ne savcının, ne hakimin ne de avukatın kişisel çatışmalarının yapılacağı bir alan değildir. Yargı yalnızca ve yalnızca, hak arayan vatandaşa hakkını verme ve adaleti gerçekleştirme mücadelesinin verileceği kutsal bir alandır. Bu alana saygı bir lütuf değil, hepimiz için en büyük zarurettir.
Ömer Hayyam “Adalet kainatın ruhudur”, Voltaire ise “İnsanlığın en güzel görevi adalet dağıtmasıdır” diyerek adaletin önemi ve kutsiyetini en güzel biçimde vurgulamışlardır. Ama ben yine bu konuşmamı da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu lideri, başkomutanımız ve başöğretmenimiz Atatürk’ün “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz” sözlerini hatırlatarak bitireceğim. Bu duygu ve düşüncelerle, yeni adli yılın Türk Yargısı , yargı çalışanlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, en zor koşullar altında dahi , yorgunluğunu gizleyerek, ailesini ve kendisini ihmal etmek pahasına yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı için mücadele edip adalet dağıtmaya çabalayan tüm yargı mensuplarını şahsım ve Aydın Barosu adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. 
Av. Gökhan Bozkurt
Aydın Barosu Başkanı

Okunma 1073 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 03 Eylül 2018 10:20

Resim Galerisi

IP Adresiniz :54.159.44.54
IP Adresiniz kayit altina Alinmistir ..