Pazartesi, 10 Aralık 2018 16:45

İnsan Hakları Komisyonumuz tarafından 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü olması nedeniyle Baro Başkanlık Odası’nda basın açıklaması yapılmıştır.

İnsan Hakları Komisyonumuz tarafından 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü olması nedeniyle Baro Başkanlık Odası’nda basın açıklaması yapılmıştır.

10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ
AYDIN BAROSU İNSAN HAKLARI KOMİSYONU
BASIN AÇIKLAMASI
TARİH:10.12.2018
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 10 Aralık 1948 tarihinde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul etmesi, insan haklarının uluslararası düzeyde korunmasına yönelik önemli ilk adım olması nedeniyle, 10 Aralık tarihi bütün dünyada “İnsan Hakları Günü” olarak kutlanmaktadır. Evrensel bildirgenin ilanından sonraki dönemde, tüm dünyada, hak ihlallerinin önlenmesine yönelik uluslararası mekanizmalar işletilmeye başlanmıştır.

Bugün Dünya üzerinde 7 milyarı aşkın insan nüfusu yaşamaktadır. Bunun bir kısmı savaş coğrafyalarında yaşam mücadelesi verirken, bir kısmı sömürge ülkelerinde açlık ve sefalet içerisinde ölümü beklemektedir. Ne yazık ki, günümüz dünyasında büyük bir çoğunluk doktor, ilaç, barınma ve temel eğitim gibi olanaklardan hala yoksun durumdadır. Dünya nüfusunun neredeyse dörtte biri en temel hijyen koşullarından bile mahrumken, yaklaşık bir milyar insan da temiz sudan mahrum yaşamaktadır.

Her ne kadar bir takım insan hakları çığırtkanları yüzünü sadece gelişmiş ülkelere dönmüşse de bu tablo yeryüzünün gerçek resmidir. İnsan haklarının bilinen ama yüz çevrilen asıl halidir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 1. maddesinde bulunan “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar” ifadesine karşın, bugün birilerinin gökyüzünde seyahat etmesi için diğerleri çıplak ayakla yürümek zorunda kalmakta, birileri daha uzun ve refah içinde yaşasın diye diğerleri yaş otuz beş demeden hayata veda etmekte, birileri daha fazla harcamak (israf etmek) için biriktirirken diğerleri karnını doyurmak için çöplük kenarlarında hayat sürmektedir.

Dünyanın en zengin %1’lik dilimi, oluşan küresel servetin %82’sine sahipken, gözümüzü gerçeklere kapatarak, insanların haklar bakımından eşit doğduğunu söylemek maalesef mümkün değildir. Gelir adaletsizliğindeki bu uçurum, yalnızca sonuçlarıyla değil; bizatihi varlığıyla da tüm insanların eşit haklara sahip olmadığının kanıtıdır.
Sermayenin gücü ve şirketlerin siyaset üzerindeki etkisi sayesinde getirilen düzenlemelerle, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere pek çok özgürlüğe yapılan müdahalelerle, sermaye sahibi olmayanların yalnızca sermayenin büyümesine ömrünü vakfettiği bir düzen kurulmuştur.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin tarafı olan ülkemizde ise yapılmak istenen tüm çalışmalara rağmen bireysel hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda hâkim kılınamadığı malumun ilanıdır. Yaşam hakkı, ifade özgürlüğü, adil yargılanma, savunma, sağlıklı çevrede yaşama, eğitim, barınma gibi en temel hakların ihlal edildiği; hemen her gün kadın cinayetlerinin yaşandığı, yine çocukların cinsel istismar aracı haline geldiği bir kimliğe bürünmüştür. Bu ihlallerin bir sorumlusu olarak devletin doğrudan yerel ve uluslararası mahkemelerde yargılandığı pek çok olay yanında, üstü örtülen nice adli vaka da tarih sayfalarındaki sıcaklığını korumaktadır.

Her ne kadar halen taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan haklarımızın, bireysel başvuru yoluyla denetimini yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının etkisiz olduğu yönünde kamuoyunda talihsiz bir algı oluşmuşsa da biz tüm sıfatlarımızdan sıyrılarak en başta birer hukukçu olarak bu yanılgıyı düzeltmek istiyoruz. Ülkemiz 1987 yılında bireysel başvuru hakkını, 1990 yılında da Mahkeme’nin zorunlu yargı yetkisini tanımış ve AİHM kararıyla ilgili yeniden yargılama hakkı veren iç hukuk düzenlemeleri yaparak, mahkeme kararlarının ülkemizde etkinliğini sağlamıştır. Tüm bunlar göz önüne alındığında AİHM kararının tanınmaması şeklinde oluşan düşünce en başta bizim taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve iç hukukumuza aykırıdır.

Tarafı olduğumuz A.İ.H.S nden aldığı yetki ile kurulan AİHM de 01/01/2018 tarihi itibarıyla, ülkemiz aleyhine yapılmış ve bekleyen derdest başvuru sayısının 7518 olduğu ve başvuru konusu ihlallerin de çoğunluğu sırasıyla;
• Adil Yargılanma Hakkı
• Özgürlük Ve Güvenlik Hakkı, 
• Mülkiyet Hakkı
• Yargılamanın Uzunluğu
• İnsanlık Dışı Ve Kötü Muamele Yasağı
• İfade Özgürlüğü 
ile ilgili olduğu saptanmıştır.

Türkiye’de son dönemlerde yaptığı haber için, verdiği ders için, barış istediği için, avukatlık yaptığı için ,attığı tweet için bazen de sırf haksızlığa ses çıkarmak istediği için tutuklanan insanlara, derdini anlatmak, hakkını aramak üzere toplanma özgürlüğünü kullanmak isteyen insanlara genç yaşlı demeden biber gazı sıkmak, ters kelepçe başta olmak üzere yapılan tüm ağır müdahalelere, tutukluluk karşısında yapılan itirazlara, kes yapıştır gerekçelerle verilen ret kararlarına, etkisiz üst mahkemelere, soruşturması yıllarca süren iddianamesi bir türlü hazırlanamayan dosyalara, zamanaşımı gerekçesi ile tarihin tozlu sayfalarında yer alan davalara, iş kazası adı altında gerçekleşen cinayetlere, güçlü ve özgür kadına tahammülü olmayan bir anlayışa, maden ocaklarında, tren kazalarında, yanan kız öğrenci yurtlarında ve daha nicesinde verilen onlarca kayba karşılık alınan ilk ve tek önlem olan yayın yasağına, sorumluluk üstlenmesi gereken isimlerin, kişi güvenliği hakkının ihlali karşısında yaptığı tek işlem olan ‘’acımız büyük’’ açıklamasına baktığımızda, ne yazık ki ülkemiz aleyhine yapılan başvurulara ilişkin söz konusu verilere şaşıramıyoruz. 
Aydın Barosu olarak bizler; bağımsız hukukun, insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğunun bilincindeyiz. Bu düşünceyle; yaşama özgürlüğünü doğrudan tehdit eden hak ve hukuk ihlallerinin karşısında yılmaz bir nefer olduğumuzun bilinmesini istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin tarafı olarak, yaşanılan ihlallerin doğrudan ya da dolaylı mahiyette sanığı değil; bilakis karşısında duran, ihlallerle mücadele eden bir anlayış üzerine kurulu olduğunun da altını özellikle çiziyoruz.

Zira insan haklarını bireyler kadar devletlerin de korumakla mükellef olduğu herkesin malumudur. Bununla birlikte, insanca yaşama onurunun sadece gelişmiş ülke vatandaşları için geçerli olmadığını, onlarla birlikte yaşamın var olduğu, nefes alınıp verilen her yerde, herkes için eşit şekilde geçerli olduğunu savunuyoruz.
Şunu da özellikle vurgulamamız gerekir ki, kentimiz genelinde birbiri ardına kurulan jeotermal elektrik santrallerinin öz olarak yerli ve yenilenebilir enerji kaynağı olmasına rağmen, uygulamada denetim yetersizliği, ilgililerin vurdumduymazlığı nedeniyle çevreyi kirleten, doğal kaynakları tahrip eden, insan sağlığını hiçe sayan enerji türüne dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Jeotermal santral sahiplerinin temiz ve yenilenebilir bir enerji kaynağını sırf daha fazla para kazanma hırsıyla hoyratça kullanmaları sonucunda önceden portakal çiçeği kokan kentimizin artık ne yazık ki çürük yumurta koktuğunu kabul etmekteyiz. Çünkü bu gibi projelerde insan sağlığının ve ekosistemin olumsuz değişimlerinin neredeyse hiç göz önünde bulundurulmadığı malumdur. Bilindiği üzere Anayasamızın 56. Maddesi uyarınca “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir”. Anayasal bir hak olan ve en temel insan haklarından olan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ihlal edilmemesi adına KIZILCAKÖY’de kurulması planlanan JES’e karşı yöre halkının sergilediği haklı tepki ve mücadelenin de yanındayız ve takipçisiyiz.

Avukatlık Kanunu’nun 95. maddesine göre: “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ve İNSAN HAKLARINI SAVUNMAK, KORUMAK ve KAVRAMLARA İŞLERLİK KAZANDIRMAK,” baroların asli görevlerindendir. İnsan haklarının, temel hak ve özgürlüklerin biricik güvencesi, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Hukuk devletinin de belirleyici özelliği, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığıdır. Aydın Barosu olarak, hukukun üstünlüğünü, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini, yargı bağımsızlığını “SAVUNMAYA” devam edeceğiz.

Yine 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76.maddesi uyarınca ‘Barolar; …….hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, ……….amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.’

Anlaşılacağı üzere; insan haklarının korunması amacıyla gerekli girişimlerde bulunmak, hak ihlallerinin önlenmesi için hükümetlerin ve yasama organlarının gerekli yasal düzenlemeleri yapmasını talep etmek ve insan hakkı ihlali ile karşılaşıldığı durumlarda gerekli yasal müdahalelerde bulunmak, tüm baroların olduğu gibi Aydın Barosu’nun da kanundan kaynaklanan görevlerindedir.

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun vermiş olduğu yasal yetki doğrultusunda, Türkiye’nin en köklü ve kurumsal barolarından birisi olan Aydın Barosu olarak bizler de gerek şehrimizde gerekse de ülkemizde insan hakları ihlallerinin önüne geçmek ve insan haklarının daha yüksek standartlara ulaşabilmesi için sorumluluğumuzun bilincinde olup üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye devam etmekteyiz.

Açıklanan yasal görevimiz doğrultusunda insan hakları konusunda, özellikle en temel insan haklarından birisi olan adil yargılanma hakkının korunabilmesi için bu hakkın en temel unsuru savunma hakkının yerine getirilmesinde Aydın Barosu olarak büyük bir gayret göstermekteyiz.

Aydın Barosu İnsan Hakları Komisyonu adına herkesin temel hak ve özgürlüklere saygı duyduğu, ayrımcılığın olmadığı, kimsenin ötekileştirilmediği, çağdaş, hukukun üstünlüğüne inanan, düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşandığı, insan hakları ihlallerinin hiçbir şekilde yaşanmadığı, birlik, beraberlik, kardeşlik içerisinde, insana insan olduğu için değer veren bir dünya özlemiyle 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutluyor, hepinize saygılarımızı sunuyoruz.

’’HAKLAR HEPİMİZE AİTTİR, İHLALLERİN OLMAMASI ARZUMUZ VE MÜCADELEMİZDİR.’’

 
Okunma 2419 defa

Ortam

IP Adresiniz :54.242.193.41
IP Adresiniz kayit altina Alinmistir ..